|
Zeka; Arapça bir kelime olmakla birlikte
anlamı: zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve
yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Bilim adamlarının
çoğuna göre zekanın %70’lik kısmı kalıtsaldır, geriye kalan kısım
çevre,okul,ailenin sosyo-ekonomik durumlara göre değişkenlik gösterir.
Tarihin ilk çağlarından beri toplumların
gelişmesi ve değişmesi üstün zekalı bireylerin ortaya koyduğu ürün ve eserler
sayesinde olmuştur.
Bu öncülüğün farkında olan Osmanlılar
fethettikleri yerlerdeki çocuklar arasında çeşitli şekillerde yaptıkları
elemeler neticesinde üstün, farklı gördüklerini sarayda “Enderun”adı verilen
okullarda eğiterek onlardan çok iyi faydalanmıştır.
Sebepleri çok farklı da olsa Osmanlı Devleti’nin
duraklamasıyla birlikte bu sistem
bozulmuş ve üstün zekâlı çocukların eğitimi sekteye uğramıştır.
Osmanlı’nın külleri üzerine inşa olunan
Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundaki sancıların çokluğu nedeniyle uzun yıllar üstün zekalıların
eğitimine sistematik bir biçimde eğilmemiştir.
Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden
yıllarda eğitim-öğretimde yapılan köklü değişiklikler (Harf inkılâbı, Tevhid-i
Tedrisat vs) yeni neslin keşfini geciktirmiştir.
Üstün ve yetenekli öğrencilerin
eğitiminin farkını bilen M.Kemal: çeşitli kuruluşların yaptığı sınavlarda
dereceye giren öğrencilerin bir kısmını yurt dışına eğitime göndermiştir;ancak
bu öğrencilerin özellikle müzik alanında yetenekli olanları daha çok başarılı
olmuştur.( Cemal Reşit, Ulvi Cemal, Hasan Ferit)
Atatürk döneminden sonra da yurt dışına
gönderilen öğrenciler olsa da bu tür gönderimlerin hem devlet açısından
maliyeti yüksek oluyordu hem de istenilen düzeyde verim alınamıyordu. Devletin kurumsal olarak üstün zekalı ve
yetenekli öğrencilere eğitim verme projesi 1959 yılında başlatılan “Fen
Projesi” ile başlamış sayılır. Ancak bu proje bu günkü Fen Liselerinin temeli
sayılır. Yurt dışındaki benzer örneklerde göz önüne alınarak 1963-1964
eğitim-öğretim yılında üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin eğitimi için
Ankara Fen Lisesi açılmıştır.1969 yılında Ay’a ilk insanın ayak bastığı
düşünüldüğünde ülke olarak üstün zekalı öğrencilerin eğitimine ne kadar
erken(!) eğildiğimiz görülecektir.
1963-1964 eğitim-öğretim yılından sonra
Türkiye’nin hemen her yerine Fen Liseleri açılmaya başlandı.Sonraları
ilköğretimden mezun olunurken yapılan çeşitli sınavlarda alınan puanlara göre
öğrencilerin yerleştirildiği “Anadolu” statüsündeki
okulların sayıları artırıldı. 2010-2011 eğitim-öğretim yılından
itibaren “Anadolu” statüsünde olmayan genel liselerin peyderpey “Anadolu”
grubuna alınması kararlaştırıldı. Bütün bu sistem değişikliklerine dikkat
edildiğinde üstün zekâlı ve yetenekli öğrenciler hep lise eğitimi çağında
düşünülmüştür. Bizi devlet olarak eğitim-öğretimde çağdaş
ülkelerin gerisinde bırakan en önemli yanlış da bu olsa gerek. Avrupa’da ,Kanada’da,
ABD’de, İsrail’de Güney Kore’de üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin tespiti
ilköğretimin birinci kademesinde ve hatta birçok ülkede ana sınıfı düzeyinde
yapılmaktadır.
Zeka’nın önemli bir kısmı kalıtsal olsa bile onu ortaya
çıkarmanın en iyi yolu erken yaşlarda belirlenen çocuklara eğitim vermek,
onları çok farklı uyaranlarla haşır neşir etmekten geçer. Ülkemiz dışında çeşitli
basın yayın kuruluşlarında zaman zaman karşılaştığımız 15 yaşını doldurmadan
üniversitelere kabul edilen öğrenciler erken keşfedilip eğitilen çocuklardır. Ülkemizde bu tür öğrenciler yok mudur?
Elbette ki vardır. Eminim ki 11 – 12
yaşlarında üniversite düzeyinde eğitim alabilecek kapasitede olan bir bireyin
tespiti durumunda memleketimizdeki bürokrasi oligarşisine takılır ve
üniversitelerimize alınamaz ; çünkü yönetmenliklerimizde “sınıf atlatma” ancak
bir kez olabiliyor.
Ülkemizden dışarıya beyin gücü, nitekim bürokrasimizin engel
tanımaz engelleyici özelliğinden dolayı ola gelmiştir. (İstanbul Üniversitesi
küçükler Üniversitesi) İşte bu noktadan hareketle MEB 1995
yılından itibaren Bilim ve Sanat Merkezlerini açmaya başlamıştır.
Bilim ve Sanat Merkezleri (Bilsem)
okul öncesinde liseye kadar çeşitli testler neticesinde üstün zekalı ve
yetenekli olduğu tespit edilen öğrencilerin eğitimini vermek üzere
açılmışlardır, şu an Türkiye genelinde 61 civarında Bilsem mevcuttur.
Bilsem’lerin dışında özel kuruluşlar ve
vakıflarca açılan üstün zekalı ve yetenekli öğrencilerin eğitildiği çok az
sayıda okul da var ülkemizde.
Ülke olarak
Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümünde Dünya’da gelişmişlik
bakımından ilk 10 ülke arasında olmak
hedefiyle yola çıktığımıza göre ;beyin
göçü veren bir devlet olmaktan çıkıp
beyin göçü alan bir ülke olmak , muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak
istiyorsak,üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklarımızın farkına varmalı ve
onlara gerekli eğitimi vermek zorundayız
HALİL ATLI
h@yahoo.com
|