Hizmet Standardı
 Marşımız



Sitemizi Beğendiniz Mi?
Çok Güzel
%65,4
İçime Sinmedi
%16,8
İdare Eder
%17,7
Toplam Oy : 333
Tümünü Göster »

Günün Sözü
Cahil bir insana sükut ile davranmak kadar güzel bir cevap olamaz.TÜRK ATASÖZÜ
Tarihte Bugün
  • THY' nın Kuruluşu (1933)
  • II nci Osman' ın şehit edilmesi (1622)

  • ÜSTÜN ZEKÂLILARLA İMTİHAN
    [ HALİL ATLI ]


     Zeka; Arapça bir kelime olmakla birlikte anlamı: zihnin öğrenme, öğrenilenden yararlanabilme, yeni durumlara uyabilme ve yeni çözüm yolları bulabilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Bilim adamlarının çoğuna göre zekanın %70’lik kısmı kalıtsaldır, geriye kalan kısım çevre,okul,ailenin sosyo-ekonomik durumlara göre değişkenlik gösterir.

    Tarihin ilk çağlarından beri toplumların gelişmesi ve değişmesi üstün zekalı bireylerin ortaya koyduğu ürün ve eserler sayesinde olmuştur.

    Bu öncülüğün farkında olan Osmanlılar fethettikleri yerlerdeki çocuklar arasında çeşitli şekillerde yaptıkları elemeler neticesinde üstün, farklı gördüklerini sarayda “Enderun”adı verilen okullarda eğiterek onlardan çok iyi faydalanmıştır.

    Sebepleri çok farklı da olsa Osmanlı Devleti’nin duraklamasıyla birlikte bu  sistem bozulmuş ve üstün zekâlı çocukların eğitimi sekteye uğramıştır.

    Osmanlı’nın külleri üzerine inşa olunan Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundaki sancıların çokluğu  nedeniyle uzun yıllar üstün zekalıların eğitimine sistematik bir biçimde   eğilmemiştir.

    Cumhuriyetin kuruluşunu takip eden yıllarda eğitim-öğretimde yapılan köklü değişiklikler (Harf inkılâbı, Tevhid-i Tedrisat vs) yeni neslin keşfini geciktirmiştir.

    Üstün ve yetenekli öğrencilerin eğitiminin farkını bilen M.Kemal: çeşitli kuruluşların yaptığı sınavlarda dereceye giren öğrencilerin bir kısmını yurt dışına eğitime göndermiştir;ancak bu öğrencilerin özellikle müzik alanında yetenekli olanları daha çok başarılı olmuştur.( Cemal Reşit, Ulvi Cemal, Hasan Ferit)

     Atatürk döneminden sonra da yurt dışına gönderilen öğrenciler olsa da bu tür gönderimlerin hem devlet açısından maliyeti yüksek oluyordu hem de istenilen düzeyde verim alınamıyordu.

    Devletin kurumsal olarak üstün zekalı ve yetenekli öğrencilere eğitim verme projesi 1959 yılında başlatılan “Fen Projesi” ile başlamış sayılır. Ancak bu proje bu günkü Fen Liselerinin temeli sayılır. Yurt dışındaki benzer örneklerde göz önüne alınarak 1963-1964 eğitim-öğretim yılında üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin eğitimi için Ankara Fen Lisesi açılmıştır.1969 yılında Ay’a ilk insanın ayak bastığı düşünüldüğünde ülke olarak üstün zekalı öğrencilerin eğitimine ne kadar erken(!) eğildiğimiz görülecektir.

     1963-1964 eğitim-öğretim yılından sonra Türkiye’nin hemen her yerine Fen Liseleri açılmaya başlandı.Sonraları ilköğretimden mezun olunurken yapılan çeşitli sınavlarda alınan puanlara göre öğrencilerin yerleştirildiği “Anadolu”  statüsündeki okulların sayıları artırıldı.

                 2010-2011 eğitim-öğretim yılından itibaren “Anadolu” statüsünde olmayan genel liselerin peyderpey “Anadolu” grubuna alınması kararlaştırıldı. Bütün bu sistem değişikliklerine dikkat edildiğinde üstün zekâlı ve yetenekli öğrenciler hep lise eğitimi çağında düşünülmüştür.

    Bizi devlet olarak eğitim-öğretimde çağdaş ülkelerin gerisinde bırakan en önemli yanlış da bu olsa gerek. Avrupa’da ,Kanada’da, ABD’de, İsrail’de Güney Kore’de üstün zekâlı ve yetenekli öğrencilerin tespiti ilköğretimin birinci kademesinde ve hatta birçok ülkede ana sınıfı düzeyinde yapılmaktadır.

            Zeka’nın  önemli bir kısmı kalıtsal olsa bile onu ortaya çıkarmanın en iyi yolu erken yaşlarda belirlenen çocuklara eğitim vermek, onları çok farklı uyaranlarla haşır neşir etmekten geçer. Ülkemiz dışında çeşitli basın yayın kuruluşlarında zaman zaman karşılaştığımız 15 yaşını doldurmadan üniversitelere kabul edilen öğrenciler erken keşfedilip eğitilen çocuklardır.

    Ülkemizde bu tür öğrenciler yok mudur? Elbette ki vardır. Eminim ki  11 – 12 yaşlarında üniversite düzeyinde eğitim alabilecek kapasitede olan bir bireyin tespiti durumunda memleketimizdeki bürokrasi oligarşisine takılır ve üniversitelerimize alınamaz ; çünkü yönetmenliklerimizde “sınıf atlatma” ancak bir kez olabiliyor.

     Ülkemizden dışarıya  beyin gücü, nitekim bürokrasimizin engel tanımaz engelleyici özelliğinden dolayı ola gelmiştir. (İstanbul Üniversitesi küçükler Üniversitesi)

    İşte bu noktadan hareketle MEB 1995 yılından itibaren Bilim ve Sanat Merkezlerini açmaya başlamıştır.

             Bilim ve Sanat Merkezleri (Bilsem) okul öncesinde liseye kadar çeşitli testler neticesinde üstün zekalı ve yetenekli olduğu tespit edilen öğrencilerin eğitimini vermek üzere açılmışlardır, şu an Türkiye genelinde 61 civarında Bilsem mevcuttur.

    Bilsem’lerin dışında özel kuruluşlar ve vakıflarca açılan üstün zekalı ve yetenekli öğrencilerin eğitildiği çok az sayıda okul da  var ülkemizde.

               Ülke olarak  Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümünde Dünya’da gelişmişlik bakımından  ilk 10 ülke arasında olmak hedefiyle yola çıktığımıza  göre ;beyin göçü veren bir devlet  olmaktan çıkıp beyin göçü alan bir ülke olmak , muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak istiyorsak,üstün zekalı ve üstün yetenekli çocuklarımızın farkına varmalı ve onlara gerekli eğitimi vermek zorundayız           


    HALİL ATLI
    h@yahoo.com

     


    Üstün Zekalılar
    HAYDAR GARİP
    ÜSTÜN ZEKÂLILARLA İMTİHAN
    HALİL ATLI
    Çocuklarda Düşünme
    üMİT DOĞAN
    Masumiyet
    ÖMER AKIŞIK
    Üstün zekalılar ve sık sorulan sorular
    EBRU ÖNCEL
    Her Çocuk Bir Dahidir
    SONER DEMİRAY
    OLUMLU GELECEK BEKLENTİSİ
    YUNUS YEGİN
    Fen ve Teknoloji
    ZEHRA KUŞÇUOĞLU




     
    Şanlıurfa Bilim ve Sanat Merkezi
    Telif Hakkı Şanlıurfa Bilim ve Sanat Merkezine Aittir.